Kategoriler
Harvard Obezite Serisi Obezite Araştırmaları Obezite Haberleri

Su Orucu Nedir? Nasıl Yapılır? (Bilimsel Kanıtlarıyla, 2020)

Su orucu nedir, nasıl yapılır? Bu orucu yapanlar ne yorumlarda bulunuyor? Vücuttaki onarım mekanizmasını nasıl çalıştırıyor, vücuda etkileri neler?

Su orucu, gün içerisinde sadece su ve kalorisiz içeceklerin tüketildiği bir oruca denir. Dini anlamdaki oruçtan farklı bir kavramdır. Çünkü bu açlık perhizi esnasında, su tüketimi serbesttir. Yazıda, bu konu hakkındaki tüm sorulara bilimsel araştırmalar ile yanıt vermeye çalıştık.

Yazıya başlamadan önce, ön yargılardan kurtulmak için oruç ile ilgili kısa bir bilgi verme ihtiyacı duyuyoruz. 2020 yılında, en son bilimsel kanıtlarıyla su orucunu incelemeye çalışacağız.

Su orucu din ilişkisi

Oruç kavramı, birçok medeniyette ve dinde (İslamiyet, Hristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Hinduizm…) bulunmaktadır. Su orucu ise bu dini kavramlardan uzakta, sağlık için yapılan bir uygulamadır.

Bazı oruç çeşitleri, İslam dinindeki şekliyle tamamen yiyecek ve içeceğin, bazıları protein alımının, bazıları karbonhidrat alımının kısıtlandığı şekildedir. Bazıları ise sadece sebze ve meyvenin tüketildiği, bazıları kalori alımının çok azaltıldığı, bazıları ise hayvansal gıda alımının kısıtlanması şeklinde olabilmektedir.

Bu yazıda açlık ve oruç kavramları eş anlamlı kullanılacaktır ve bir süre vücuda yemek alımının kısıtlanması anlamına gelecektir. Yurt dışında bu şekilde yapılan uygulamalar “water fasting” olarak nitelenmektedir.

Yazıyı beğenmeniz durumunda, sevdikleriniz, aileniz ve arkadaşlarınızla paylaşarak onların da bilinçlenmesini sağlayabilirsiniz…

Fasılalı açlık, aralıklı oruç (intermittent fasting), 5:2 diyeti (5’e 2 diyeti) diyet kısıtlamaları, uzun süreli açlıklar… Oruç ile ilgili yapılan araştırmaların neredeyse hepsi, belirli bir süre aç kalmanın sağlık üzerine çok olumlu etkileri olduğunu gösteriyordu. Fakat bunun mekanizması tam olarak bilinmiyordu.

Yoshinori Ohsumi, açlığın tetiklediği otofaji (hücresel atık giderme) mekanizmasını açıklayararak, 2016 yılında Nobel Tıp Ödülü‘nü kazandı. Böylece, oruç üzerine yapılan araştırmaların artmasına vesile oldu.

Harvard Üniversitesinin yeni yaptığı araştırma, açlık ve oruç tutmanın sağlık üzerine olumlu etkisinin mekanizmasını açıkladı. Bu sayede açlığın faydaları bilimsel olarak da kanıtlanmış oldu.

Her yıl Ramazan ayına doğru, oruç ve sağlığa faydaları da sıkça araştırılmaktadır.

Açlığın sağlık üzerindeki etkilerini gösteren bilimsel araştırmalardan bazıları aşağıda yer almaktadır.

Su orucu ile ilgili bilimsel araştırmalar

Su orucu yaparak sağlığına kavuşan pek çok kişiyi duymuş ya da görmüş olabilirsiniz. Fayda gördüğünü söyleyenlerin, şifa buldukları dışarıdan dahi gözlenebilmektedir. Bu konudaki bilimsel araştırmalardan bir kısmını derledik.

Oruç ve yaşam süresine etkisi

1) Açlık ve yaşam süresi üzerinde oluşturduğu etkiyi gösteren bir araştırma. Aç bırakılan farelerin 17 hafta daha fazla yaşadığını gösteren, 2000 yılına ait bir araştırma. Bu makale ile, açlık gençleştirerek ömrü uzatıyor denebilir. (1)

Su orucu, ve yaşam süresine etkisi
Farelerde açlığın yaşam süresine etkisini gösteren bir araştırma

2) Gün aşırı beslenen farelerin, serbest beslenenlere göre %82 daha uzun yaşadıklarını gösteren 1982 yılına ait bir araştırma bulunmaktadır. (2)

3) 1983 yılındaki araştırmada, gün aşırı beslenen (1 gün aç, 1 gün tok) fareler de benzer şekilde daha uzun yaşamışlar. (3) Bu çalışmada aç bırakılan fareler gençliklerinde daha aktif iken, oruç tutan fareler yaşlı olduklarında da diğer farelere göre daha aktiflermiş.

Açlık ve kanser üzerine etkileri

4) Bir grubun serbest beslendiği, diğer grubun ise gün aşırı beslendiği iki farklı gruba meme kanseri enjekte edildi. Meme kanseri olan fareler ve sonuçları şöyleydi. Sağ taraftaki, aç bırakılan farelerdeki sağ kalım oranı çok yüksek. Aç kalanların %75’e yakını hayatta kalırken, diğer grubun sadece %25’i yaşıyor. (4)

Su orucu kanser üzerine etkisi
Açlık ya da oruç tutmanın kanser üzerine etkilerini gösteren bir araştırma

5) 2014 yılında, insanlar üzerinde yapılan ve sitemizde de yer bulan bir araştırma. Kanser hastalarına uygulanan 3 günlük açlık orucu tedavisi ve olumlu sonuçlarının yer aldığı bir diğer araştırma: 3 Günlük Açlık Orucu ve Kanser (5)

Tüm bu araştırmalar, açlığın sağlık üzerine olumlu etkilerini kanıtlayan çalışmalardı.

Son zamanlarda Sertab Erener’in gündeme taşıdığı telomer tedavisi ve gençleşme konuları da konuşulmaktadır. Harvard Üniversitesi, gençleşme ve uzun ömür üzerine bir araştırma yayınladı.

Harvard Üniversitesi oruç araştırması

Harvard Üniversitesinin yaptığı araştırma, kendi sitelerinde (6) ve Cell Metabolism (7) dergisinde yayınlandı.

Harvard araştırmacıları tarafından 2017 yılının Ekim ayında yeni bir araştırma yapıldı. Bu çalışmada oruç tutmanın, hücrelerimizdeki mitokondriyal ağların aktivitesini değiştirerek yaşam süresini nasıl artırabileceği gösterildi. Böylelikle yaşlanmayı yavaşlatacağı ve sağlık düzeyini nasıl iyileştireceği gösterildi.

Araştırmanın kıdemli yazarı William Mair, “Geçmişteki çalışmalar aralıklı orucun yaşlanmayı nasıl yavaşlattığını gösterdi. Ancak bunun altında yatan temel biyolojiyi şimdi anlamaya başlıyoruz.” dedi.

Mitokondri, hücrelerimizin içindeki küçük bir enerji santrali gibidir. Harvard’ın yeni araştırması, değişen mitokondriyal ağ şekillerinin uzun ömrü ve yaşam süresini nasıl etkilediğini göstermektedir. Ancak daha da önemlisi, çalışma, su orucu tutmanın bu mitokondriyal ağları “genç” bir durumda tutmak için nasıl yönettiğini ortaya koymaktadır.

Açlık ve mitokondriler üzerine etkisi

Mitokondriyal ağlar içerisindeki hücreler genellikle iki durum arasında değişir: kaynaşmış ve parçalanmış. Yalnızca iki hafta yaşadığı için uzun ömürlülüğün ölçülmesi açısından faydalı bir organizma olan Nematod solucanları kullanılmıştır.

Araştırmada, kısıtlamalı açlık diyetlerinin, bu kaynaşmış ve parçalanmış durumlar arasında sağlıklı bir esneklik sağlayan mitokondriyal ağlarda dengeyi teşvik ettiğini buldu.

Açlık ve orucun solucanlardaki etkisi
Nematod solucanlarının kas hücrelerindeki mitokondrilerini görüyoruz. (Kaynak: Harvard Chan School)

Mair, “Çalışmalarımız, mitokondri ağlarının esnekliğinin orucun yararları için ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir. Mitokondriyi tek bir durumda kilitlersek, oruç tutma veya beslenme kısıtlamasının uzun ömür üzerindeki etkilerini tamamen engelleriz.” demiştir.

Heather Weir, durumu “Diyet kısıtlaması ve aralıklı oruç tutma gibi düşük enerjili koşulların daha önce sağlıklı yaşlanmayı teşvik ettiği gösterildi. Durumun nedenini anlamak, faydaları terapötik (tedavi edici) olarak uygulayabilmek için çok önemli bir adım.” şeklinde açıklamaktadır. “Bulgularımız, yaşlandıkça yaşla ilişkili hastalıkların gelişme olasılığını azaltacak tedavi edici stratejiler arayışında yeni yollar açıyor.” dedi.

Su orucu ve hücre mitokondrisi üzerine etkileri
Yeni araştırma, bir hücrenin mitokondrisinin (yeşil renkle gösterilen) açlık ve oruçla olumlu etkilenebileceğini gösterdi. Bu sayede daha uzun ve sağlıklı yaşama neden olabileceğini gösterdi.  (Kaynak: NICHD Flickr CC-BY-2.0)
Bu araştırmalar ışığında; sürekli yemek yemenin zararlı olduğu, bazı dönemlerde açlık yapılmasının ya da oruç tutulmasının, sıhhati artırdığı sonucu çıkarılabilmektedir.

Sürekli yemek yemenin zararları

Sürekli yemek yemenin nasıl bir etki oluşturduğunun daha iyi anlaşılması için örnek vermek gerekirse;

20 tane işçinin çalıştığı bir inşaat düşünelim. Hiçbir işçinin yapım işiyle ilgilenmediği ve sürekli olarak inşaat malzemelerini ortada bir yerde biriktirdiği bir inşaat hayal edin. Demir, çimento, tuğla ve diğer malzemelerin ortaya yığıldığı bir tepe oluşturmanın hiçbir anlamı bulunmamaktadır. İnşaatın yapımı için de bir süre gereklidir.

Sürekli inşaat malzemesi yığmaya değil onu inşa etmeye ihtiyaç vardır!

Gün içerisinde sürekli bir şeyler yemek, örneklemeye çalıştığım şekilde bir etki göstermektedir, enerjimizin büyük kısmının sindirime ayrılması anlamına gelmektedir. Bu yüzden vücuttaki açlık zamanları, sindirimin değil yapım ve onarım işlerinin gerçekleştiği zamanlar olmaktadır.

İnşaat malzemeleri
İnşaatın yapımı için ustalara fırsat tanıyalım!

Yeterli ve sağlıklı beslendikten sonra vücudumuza yapım ve onarım için zaman tanımalıyız. Tabii bu arada vücuttaki inşaat için deniz kumu, çürük tahta, paslı demir gibi malzemeleri de kullanmamalısınız!

Su orucu ve onarım mekanizması

Çocuklarımıza sürekli olarak bir şeyler yemesi için diretmemeliyiz. Bu, onların sağlıklı beslenmesine yol açmaz. Aksine vücutlarında bulunan besinlerin, yararlı şekilde kullanılmasının önüne geçmek anlamına gelmektedir. Açlık ya da oruç (su diyeti), büyüme hormonlarının seviyelerini 5 kat artırmaktadır. (8, 9) Dolayısıyla çocuklara, öğünlerde sağlıklı besinler yedirdikten sonra sürekli onların peşinden koşmanın pek bir anlamı bulunmamaktadır.

Bu yazı birçok diyetisyenin savunduğu, az az ve sık sık yenmeli efsanesini bilimsel olarak çürütmektedir.

Sık sık yemek yenmesi durumunda, vücuttaki yapım ve onarım mekanizması çalışmayacaktır. Sık sık yemenin önerildiği diyetlerde, sürekli bir açlık söz konusu olur ve diyet sonrası verilen kilolar hızla geri alınır. Hepimiz, çevremizde bu tarz söylemlere sahip yüzlerce kişi tanımışızdır. Bu konuya da farklı bir yazımızda değineceğiz.

Su orucu ve vücutta meydana getirdiği değişiklikler

Açlık orucu sırasında vücudunuzda meydana gelen değişikliklerden bazıları şöyledir:

  • Yağ yakma ve kas kazanımını kolaylaştıran büyüme hormonunun (growth hormon) kan seviyeleri, 5 kat kadar artar. (8, 9) Büyüme hormonu, çocuklarda büyümeyi ve gelişmeyi sağlarken, genç ve erişkinlerde hasarlı hücrelerin onarımını sağlamaktadır.
  • Vücut hücrelerinden atıkları uzaklaştıran önemli bir hücresel onarım sürecini başlatır. (10)
  • Genlerde ve biyomoleküllerde, koruyucu etki göstererek, yaşam süresinin uzamasına ve hastalıklardan korunmada yararlı olduğu düşünülmektedir. (11, 12)
  • İnsülinin kan seviyeleri önemli ölçüde düşer, bu da enerji için yağların yakılmasını kolaylaştırır. (13) Bu sayede sağlıklı zayıflamayı sağlar. Düşk insülin seviyeleri, daha yüksek büyüme hormonu ve artmış nor-adrenalin miktarlarını artırarak metabolizma hızını da artırır. Bu nedenle açlık esnasında metabolizma yavaşlaması görülmez.
Su orucu, büyüme hormonlarının seviyelerini 5 kat artırmaktadır.

Su orucu zararları

  • Bu açlık diyetlerinin çeşitli zararları da olabilmektedir. Bazı programlarda, su ya da tüketimi de hiç yapılmamaktadır. Bu şekilde oruç tutma yolları, böbreklere zarar verebilir.
  • Kilo verdirir mi? Kesinlikle kilo verdirir fakat yağların erimesi ile açığa çıkan toksinlerin atılması gerekmektedir. Yoksa çok ciddi miktarda, kanda zararlı maddelerin miktarları artar.
  • İnsülin kullanan şeker hastaları, kalp yetmezliği ve böbrek yetmezliği bulunan hastalar kesinlikle uygulamamalıdır!
  • Hamilelikte su orucu yapılmamalıdır! Bebek gelişimine etki edebilir.
  • Çocuklarda da uygulanmamalıdır.
  • Çok zayıf olanların (kaşektik) yapması zararlıdır.
  • Bahsedilen gruptaki kişilerin yapması, ölümcül ya da kalıcı hasarlara yol açabilir.

Su orucu yapanlar

Tam olarak yaptıkları su orucu olarak tanımlanamasa da, benzer diyetler yapan yerli ve yabancı ünlüleri, oyuncuları aşağıda listelemeye çalıştık.

Yerli ünlüler

  1. Dr. Mehmet Öz (Günün belirli zamanlarında, hiçbir şekilde yemek tüketmemektedir.)
  2. Emine Erdoğan (Çeşitli günlerde oruç tuttuğu bilinmektedir.)
  3. Başak Dizer Tatlıtuğ (Kıvanç Tatlıtuğ’un eşi)

Yabancı ünlüler

  1. Jennifer Lopez (Dünyanın en ünlü şarkıcılarından)
  2. Beyonce (Bir başka dünyaca ünlü şarkıcı)
  3. Ben Affleck (Batman filminin başrol oyuncusu)
  4. Hugh Jackman (Su orucuna en çok inanan ünlü)
  5. Kourtney Kardashian
  6. Terry Crews
  7. Miranda Kerr
  8. Jimmy Kimmel
  9. Chris Hemsworth
  10. Benedict Cumberbatch
  11. Jack Dorsey (Twitter CEO ve kurucusu. Nisan 2019 tarihinde, Günde “bir” tek öğün yemek yediğini ve Cuma akşamından Pazar akşamına kadar su orucu tuttuğunu açıkladı. Böylelikle beyin aktivitelerinin arttığını ve zamanın yavaşladığını söyleyerek, daha zinde kalarak, verimli çalıştığını açıkladı. İnsanların yemek işine çok fazla vakit ayırdığını düşündüğünü de ekledi. Daha enerjik, mutlu ve sağlıklı hissettiğini, uyku kalitesinin arttığını da ekledi. 42 yaşında olmasına rağmen, daha genç göstermektedir.)

Su orucu ile alakalı olarak; çeşitli bloglar, YouTube ve İnstagram hesaplarını takip edebilirsiniz. Bu programı deneyen kişilerin, kendi tecrübelerini de takip edebilirsiniz. Birebir deneyimleri olan kişileri Youtube’da izleyebilir, İnstagram’da menülerini görebilirsiniz. Konu ile ilgili tutulan bloglardan, bu diyetlerin günlüğü de okunabilir.

En çok bilinen su diyeti; 7 günlük su orucu halidir. Bazı kişiler 3 günlük, bazıları 36 saatlik, bazı tıbbi klinikler ise 21 günlük oruçlar yaptırabilmektedir. Bu tedavi çeşitlerini uygulayan hekimler de araştırılarak bulunabilir. Hekim kontrolünde yapılması önerilir, kimse kendi başına denememelidir.

Özetle

  • Açlığın vücut mekanizması üzerine birçok olumlu etkisinin olduğu, eskiden beri bilinmekteydi. Bazı araştırmalarla ispatlanmıştı fakat mekanizmasının anlaşılmasına Harvard Üniversitesi’nin araştırması ışık tuttu. Harvard Üniversitesi gibi dünyanın en saygın tıp fakültesinden böyle bir araştırmanın yayınlanması ise güvenilirlik açısından, kimsenin aklında soru işareti bırakmadı.
  • İster ibadet, ister şifa niyetiyle ya da zayıflama amaçlı olarak oruç tutmak vücut için genel olarak onarıcı bir etkiye sahip.
  • Bu tarz tedaviler sonrası vücut kendini onarmak maksadıyla içerisindeki toksik maddeleri açığa çıkarır. Bu toksik maddelerin vücuttan atılması için; gaita, idrar ve ter gibi boşaltım yollarının iyi çalışıyor olması ve sağlıklı besinlerin tüketiliyor olması gerekir!
  • En önemli sonuç ise, az az ve sık sık yenmeli efsanesini bilimsel olarak çürütmesidir.
  • Sertab Erener’in gündeme getirdiği telomer tedavisi gibi pahalı ve gereksiz tedaviler yerine; hücreleri onarıcı, gençleştirici, yaşlanmayı engelleyici bir etkiye sahip olan, daha doğal ve hiçbir maliyeti bulunmayan açlık orucu yapmak tercih edilmelidir. Birkaç basın kuruluşunda, ticari kaygıyla yapılan haberler yüzünden kendinizi kurban etmeyin.
  • IGF-1 (insüline benzer büyüme hormonu) ve human growth hormon (HGH) üzerine etki ederek, onarım mekanizmalarını başlatır.
  • Hayattaki nefes sayımızın sınır olduğu bilinse de elden ayaktan düşmeden, kendi işlerimizi halledebilmek için sağlıklı yaşam sürmemiz gerekmektedir. Aç kalmak bunu sağlayabilir.
  • Bu araştırmaların sonuçları, açlık ve oruç tutma üzerine yapılacak yeni araştırmaların yapılmasına zemin hazırlayacaktır.
  • Açlığın faydaları, orucun bilimsel faydaları, aç kalmanın zararı var mı, konularına da bilimsel olarak yer vermiş olundu.
  • Ülkemizde bu tarz diyet; açlık orucu, su orucu, şifa orucu olarak adlandırılmaktadır.
  • Burada sözü edilen araştırmalar ve tedaviler sürekli hekim kontrolünde olan araştırmalardır.
  • UYARI: Hekim kontrolü olmaksızın bu tarz uzun süreli açlık programları uygulanmamalıdır!
  • Açlık tedavisi; diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği gibi organ yetmezliklerinde yapılmamalıdır. Bu kronik hastalarda çok ciddi riskler hatta ölümcül sonuçlar doğurabilir.
  • Sonuçların tedavi aşamasında kullanılabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

SU ORUCU İLETİŞİM FORMU

(Su orucu hakkında, danışmak istediklerinizi sorabilirsiniz.)


    Kaynaklar

    1. Sogawa H, Kubo C. Influence of short-term repeated fasting on the longevity of female (NZB x NZW)F1 mice. Mech Ageing Dev. 2000;115(1-2):61-71.
    2. Goodrick CL, Ingram DK, Reynolds MA, Freeman JR, Cider NL. Effects of intermittent feeding upon growth and lifespan in rats. Gerontology. 1982;28(4):233-41
    3. Goodrick CL, Ingram DK, Reynolds MA, Freeman JR, Cider NL. Differential effects of intermittent feeding and voluntary exercise on bodyweight and lifespan in adult rats. J Gerontol. 1983;38(1):36-45.
    4. Siegel I, Liu TL, Nepomuceno N, Gleicher N. Effects of short-term dietary restriction on survival of mammary ascites tumor-bearing rats. Cancer Invest. 1988;6(6):677-80.
    5. Harvard Üniversitesi sitedeki yayın
    6. Cell Metabolism
    7. 3 Günlük Açlık Orucu ve Kanser
    8. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/m/pubmed/15640462/
    9. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC329619/
    10. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3106288/
    11. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24048020/
    12. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2622429/
    13. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/m/pubmed/15640462/

    Su orucu tedavi ve yöntemleri ile ilgili olumlu ya da olumsuz yorumlarınızı aşağıdan yazabilir ya da aklınıza takılanları sorabilirsiniz.

    Kategoriler
    Obezite Haberleri

    Şeker Endüstrisinin Rüşvet ve Yağ Oyunu

    Şeker endüstrisi rüşvet ve yağ oyunu nasıl oynanmış? Günümüzde giderek artan sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam, kalp hastalıklarına yakalanma oranlarında büyük bir artışa neden olmaktadır. Bu doğrultuda, sağlıksız beslenmeyi oluşturan pek çok besin maddesi söz konusu olurken, şeker ve doymuş yağların etkisi geçmişten bu yana en fazla tartışılan ve araştırılan bir konu olmuştur.

    Kalp hastalıkları konusunda 1960’lı yıllarda yürütülen araştırmalar, şekeri masum göstermiş ve doymuş yağ tüketiminin kalp hastalıklarının ana sorumlusu olduğu belirtilmiştir.

    Şeker endustrisinin rusvet ve yag oyunu

    Peki, gerçekten şeker tüketimi göründüğü kadar masum ve zararsız mıdır? Yoksa şeker ile ilgili yapılan araştırmalarda menfaat çatışmaları ve endüstriyel kaygılar ön planda mı tutulmuştur?

    Yeni yayınlanan tarihi kaynaklar, 1960’larda şeker endüstrisinin, bilim adamlarına, şeker ve kalp hastalığı arasındaki bağlantıyı göz ardı etmeleri ve bunun yerine suçlu olarak doymuş yağları göstermeleri için rüşvet verdiğini göstermiştir.

    San Francisco, Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılan ve JAMA’da yayınlanan şeker endüstrisi iç kaynak dokümanları, günümüz beslenme ve diyet önerilerinin de içinde bulunduğu, beslenme ve kalp hastalığı üzerine yapılmış beş düzine araştırmanın, büyük oranda, şeker endüstrisi tarafından şekillendirildiğini öne sürmektedir.  U.C.S.F tıp profesörü ve JAMA Dâhiliye yazarı Stanton Glantz, şeker endüstrisinin yıllarca şekerle ilgili araştırmalara yön verdiklerini söylemiştir.

    Ortaya çıkan dokümanlar, günümüzde Şeker Derneği olarak bilinen ve bir meslek grubu olan Şeker Araştırma Kuruluşu tarafından, 1967 yılında 3 Harvard bilim adamına, şeker, şişmanlık ve kalp hastalığı konusunda bir araştırma yayınlamaları için, günümüzün parasıyla ortalama 50.000$ rüşvet verildiğini göstermektedir.  Araştırmada kullanılan çalışmaların şeker grubu tarafından dikkatle seçilmesi ile hazırlanan ve İngiltere’nin en prestijli tıp dergisinde yayınlanan makale, şeker ve kalp sağlığı arasındaki ilişkiyi minimum düzeyde göstermiş ve asıl suçlunun doymuş yağlar olduğu yalanını savunmuştur.

    seker_endustrisinin_rusvet_ve_yag_oyunu-1

    Bu nüfuz mücadelesinin yaklaşık 50 yılda dokümanlarla ortaya çıkmasına rağmen, güncel raporlar halen gıda endüstrisinin beslenme bilimi üzerinde etkisi olduğunu göstermektedir. Geçen yıl New York Times’ ta yayınlanan bir makale, dünyanın en büyük şekerli içecek üreticisi Coca Cola’nın, şekerli içecekler ve obezite arasında bir ilişki bulunmadığı yönünde bulgular sunmaları için, araştırmacılara milyonlarca dolar kaynak ayırdığını ortaya çıkarmıştır. Temmuz ayında, Associated Press, şekerleme üreticilerinin “şekerleme tüketen çocukların, tüketmeyenlere göre daha zayıf olduğunu” destekleyen araştırmalar için kaynak sağladığını belirtmiştir.

    Bahsi geçen Harvard bilim adamları ve işbirliği yaptıkları şeker yöneticileri artık hayatta değiller.

    Rüşvet alan bilim adamlarından biri olan D. Mark Hegsted, 1977 yılında Amerika Tarım Bakanlığı’na beslenme bölümü başkanı olarak atanarak, federal hükümetin beslenme kurallarını içeren rapor taslağının hazırlanmasında öncü olarak görev almıştır.

    Diğeri ise Harvard beslenme bölümü başkanı Dr. Fredrick J. Stare adlı bilim adamı olarak kayıtlara geçmiştir.

    Şeker Derneği, JAMA dergisinin raporuna cevap olarak, 1967’de araştırmanın yayınlandığı sırada, tıp dergilerinin, araştırmacıların fon kaynaklarını açıklamaları konusunda bir gereklilikleri olmadığını söylemiştir. İngiltere Tıp Dergisinde kaynak açıklama zorunluluğu ise 1984 yılına kadar uygulanmamıştır.  Şeker Derneği yetkilisi, ayrıca, bütün araştırma faaliyetlerinde daha fazla şeffaflığın olması yönünde çalışmaların yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Yanı sıra, endüstri tarafından desteklenmiş ve finanse edilmiş bile olsa, bu araştırmaların bilimsel tartışmalar açısından önemli ve bilgilendirici bir rol oynadığını ifade etmişti. Bu konuda yapılan pek çok araştırma dizini, şekerin kalp hastalıkları oluşumunda belirgin bir rolü olmadığını savunmuştu.

    seker_endustrisinin_rusvet_ve_yag_oyunu-2

    Dr. Glantz, şeker ve doymuş yağ arasındaki göreceli tartışmaların günümüzde halen devam etmesi doğrultusunda, araştırmaların doğru bir şekilde değerlendirilmesinin oldukça önemli olduğunu söylemiştir. Sağlık yetkilileri, uzun yıllar, Amerikalıları yağ alımlarını azaltmaları konusunda teşvik etmiş ve bu doğrultuda, kişiler, günümüz uzmanlarının obezite krizini büyük oranda tetiklediğini söylediği, yüksek şekerli ve düşük yağlı gıdalara yönelmiştir.

    Bu durum şeker endüstrisinin yaptığı en akıllıca hamle olmuştur. Çünkü özellikle önemli dergilerde yayınlanan bu makaleler, bilimsel tartışmaların tamamını şekillendirebilecek derecede öneme sahiptir.

    Hegsted, araştırmalarını hükümetin beslenme kurallarını etkilemek amacıyla kullanmış ve bu doğrultuda, doymuş yağın kalp hastalıkları açısından geniş açılı bir yönlendirici olduğunu vurgularken, şekeri ise diş çürümelerini tetikleyen boş kalorili bir besin olarak karakterize etmiştir. Bugün, doymuş yağlar halen hükümetin beslenme kurallarının temel taşı olarak kalmış olsa da; son yıllarda Amerikan Kalp Derneği, Dünya Sağlık Örgütü ve diğer sağlık yetkilileri, çok fazla şeker tüketiminin kardiyovasküler hastalık riskini arttırabileceği konusunda uyarılar yapmaya başlamışlardır.

    New York Üniversitesi besleme, gıda çalışmaları ve halk sağlığı profesörü Marion Nestle, yeni çalışmalara eşlik edecek nitelikte yazdığı makalede, şeker endüstrisi tarafından desteklenen ve ortaya atılan dokümanların, koroner kalp hastalıkları konusunda önemli bir risk faktörü olan şekeri akladığı konusunda, ikna edici bir kanıt olduğunu söylemiştir. Nestle, ayrıca bu durumun dehşet verici olduğunu ve endüstri etkisine yönelik en bariz örneği teşkil ettiğini ifade etmiştir.

    Harvard T.H. CHAN Halk Sağlığı Okulu Beslenme Bölümü Başkanı Dr. Walter Willet, 1960’lı yıllardan bu yana akademik menfaat çatışmalarının önemli ölçüde değişiklik kaydettiğini, fakat endüstri belgelerinin “araştırmaların neden sanayi fonları yerine kamu finansmanı ile desteklenmesi gerektiği” konusunda uyarıcı ve hatırlatıcı olmuştur. Dr. Willet, ayrıca, araştırmacıların şeker ve yağın göreceli risklerini değerlendirmeleri noktasında sınırlı verilere sahip olduklarını belirtmiştir.

    Bugün elde olan veriler göz önüne alındığında, rafine karbonhidratlar ve özellikle şekerli içecekler kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörü olduğu söylenebilirken, yağ türlerini de bu konuda önem taşımaktadır.

    seker_endustrisinin_rusvet_ve_yag_oyunu-3

    JAMA Dâhiliye yazıları Illinois Üniversitesi, Harvard arşivleri ve diğer kütüphanelerde keşfedilen binlerce sayfa araştırma ve belgeye dayanmaktadır. Bu belgeler, 1964 yılında şeker endüstrisinin üst düzey yöneticisi John Hickson’ un diğer sanayi yetkilileri ile halkın bu araştırmaların bilimsel ve yasal yollarla yapıldığı yönünde bir algı oluşturmak adına bir plan yaptığını göstermiştir.

    Bu dönemde araştırmalar, yüksek şeker tüketimi ve ülkenin yüksek kalp hastalıkları oranları arasındaki ilişkiye yoğunlaşmaya başlamıştır. Aynı zamanda, Minnesota’nın önde gelen psikologlarından Ancel Kays’in de içinde bulunduğu, diğer bilim adamları, doymuş yağ ve kolesterolün, kalp hastalıkları konusunda en büyük riski oluşturduğuna dair bir teori ortaya atmıştır.

    Hickson, endüstri destekli şeker araştırmaları üzerindeki alarm niteliğindeki baskıları ortadan kaldırmak için yeni bir veri yayınlayarak, üzerindeki iftiraları çürüteceğini söylemiştir. Ve bu doğrultuda, şeker karşıtı araştırmalara karşı gerçeği göstermek için Harvard araştırmacılarını belirleyerek, araştırmacılara, bugünün parasıyla $49,000’ a karşılık gelen, $6,500 ödeme yapmıştır. Yapılan araştırmalar arasından şekeri savunan en iyi bulgulara ulaşmak için seçim yapılmıştır. Diğer yandan, Harvard’ lı Dr. Hegsted, bu noktada şeker yöneticilerine ilgiledikleri konunun ne olduğu hakkında farkındalık sahibi olduklarını ve bu noktada en iyisini yaptıkları konusunda güvence verdi.

    Bütün bu çalışmalar sırasında her bulunan veri Hickson ile paylaşılmış ve yapılanlarla ilgili bilgiler verilmiştir. Bu noktada, Harvard bilim adamları, şekerin etkisini reddederken, doymuş yağ kullanımın risk oluşturduğu konusunda daha fazla güven verici yazılar ortaya koymuştur.

    Mr. Hickson, o dönemde yayınlanan bu yazılar sonucunda az yağlı diyetlerin birçok sağlık yetkilisi tarafından öne çıktığı ve şeker ve kalp hastalıkları arasındaki ilişkiye dair soruların ortadan kalktığını söylemiştir. Dr. Glantz ise bu çalışmalarla ilgili, o zamanın şartlarında çok kötü ve olumsuz bir davranış sergilediklerini ifade etmiştir.

    Kaynak:

    http://www.nytimes.com

    Kategoriler
    Obezite Obezite Haberleri

    Obezite Hastalık mı? Obezler Hasta mıdır?

    Obezite hastalık mı? Obezler hasta mıdır? Ülkemizde de her 3 kişiden 1’inin obez olması, insanların aklına bu soruyu getiriyor.

    Obezite bir hastalık olarak mı tanımlanıyor yoksa diğer hastalıkların ortaya çıkabileceğini gösteren bir risk faktörü mü?

    Hastalık olup olmaması ile ilgili yurtdışındaki hekimler ve kurumlar neler diyor? Bunlara göz atalım.

    Uzmanlar Obezite Bir Hastalık Diyor!

    Dünya Obezite Federasyonu obeziteyi bir hastalık olarak sınıflandırdı.

    Obezite Dergisi’nde yayınlanan görüş birliğine göre, Dünya Obezite Federasyonu’ndan uzmanlar, obeziteyi bir hastalık süreci olarak tanımlamaktadır.

    Onlar, obeziteye neden olan birincil maddeyi, bulaşıcı bir mikroptan ziyade bu sorunun sorumlusu olarak gıdaların yanlış kullanımını gösteriyor. Obezitenin kabul gören yaygın bir hastalık modeline uyduğunu savunmaktadırlar.

    Baton Rouge Louisiana Eyalet Üniversitesi, Pennington Biyomedikal Araştırma Merkezi’nden Dr. G.A. Bray ve meslektaşları, yazdıkları makalelerde, obezitenin bir hastalık olduğunu kabul etme noktasında fikir birliği beyanlarının yüz yıldır sürmekte olan çekişmeli bir tartışmayı nasıl takip ettiğini açıklamakta. Bu beyanları Amerikan Tıp Birliği de dahil olmak üzere giderek daha fazla tıp organına ulaştı.

    1980 yılından bu yana, küresel obezite oranları iki katından daha fazla bir orana çıkmış ve çoğu insanın kilolu veya obez olduğu ülkelerde, düşük kilo olmaktan çok daha büyük bir ölüm sebebi noktasına ulaşmıştır. (Bir diğer ifadeyle obeziteden ölen insan sayısı açlıktan ölen sayısından daha fazla!)

    Bray ve arkadaşları “obezitenin kronik olarak ilerleyerek nükseden bir hastalık süreci” olarak tanımlanmasını ifade etmek için hastalığın “epidemiyolojik modeli”ni kullanmaktadırlar. Epidemiyolojik modelde, “bir kişi üzerinde bir hastalık üretmek için görev yapan bir çevresel madde” vardır. Bu hastalık “etken şiddetine karşı kişinin yatkınlığına bağlı”dır.

    Yazarlar, gıdaların obezite için birincil çevresel etken olduğunu savunmaktadır. Tipik Batı Diyeti, bağımlılık yapan maddelerle aktive edilen ve beyindeki zevk merkezlerini tetikler. “Yiyerek zevkli ödüller” sağlayan düşük maliyetli, lezzetli ve kullanışlı bir etken olarak görmektedir.

    Yazarlar, ayrıca obezitenin ikinci bir nedeni olarak fiziksel aktivitedeki düşüşü ileri sürmektedir. Bu düşüş, Batı Diyeti’ndeki gıdaların daha ucuza ve daha bol hale geldiği süreçle aynı zamanda gerçekleşti. Bu durum da obezite için bir çift itici güç oldu.

    Birçok özelliği ile ortak bir ‘obezite bulaşıcı bir hastalık’

    Yazarlar, beslenme ve fiziksel aktivitedeki düşüş gibi iki ana etkenin yanı sıra, uyku eksikliği, bazı ilaçlar, endokrin bozucular ve daha ileri ebeveynlik yaşı gibi çeşitli çevresel faktörlerin de obezitenin artmasına katkıda bulunduğunu belirtti.

    Obezite hakkında kısa bilgiler

    • Birleşik Devletlerde yetişkinlerin üçte birinden fazlası obez.
    • Obezite, ABD’de orta yaşlı ve yaşlı erişkinlerde daha yüksektir.
    • 2008 yılında obez bir yetişkin için ABD’de ortalama tıbbi maliyet, normal kilodaki bir bireye göre 1429$ daha yüksekti. (Amerika’da bir obezin yıllık sağlık maliyeti yaklaşık 5000₺ daha fazla!)

    Bray ve meslektaşları, konak taraf faktörlerini tartışırken, obezite için risk faktörleri olarak tanımlanan 100’den fazla genin – bazı leptinlerde kusurlara neden olan – diğerlerine kıyasla daha büyük bir etkiye sahip olduğunu belirtti.

    Ayrıca, genetik olarak obeziteye yatkın insanlarda, kullanılmayan gıda enerjisi, yağ hücrelerinde aşırı yağ olarak toplanmaktadır. Yazarlar, bu yağ hücrelerinin fazla enerjiyi depolamak için daha büyük veya daha fazla olmasının, hastalığın patolojik etkileri olduğunu iddia etmektedir.

    Öne sürdükleri görüşler doğrultusunda, obezitenin bir başka patolojik etkisi, bağırsak mikroplarının kompozisyonuna eşlik eden değişimle etkileşen yağ hücrelerindeki değişikliklerden kaynaklanan iltihap artışıdır.

    Dr. Bray ve meslektaşları, obezite “bulaşıcı olmayan bir hastalık süreci” iken, obezite için tarif ettikleri epidemiyolojik modelin çevresel etkenler de dahil olmak üzere “bulaşıcı bir hastalık ile ortak özelliklerinin” bulunduğunu ve kişilerin bu etkenlere tepki verdiği “sonucunu çıkarmaktadırlar.

    Bray, obeziteyi bir hastalık olarak görmek için önemli bir nedeninin, hastaların bu durumla ilgili tek başlarına olduklarını dikkat çekerek, bu yönde hastalıkla nasıl başa çıkılacağı noktasına odaklandığını belirtmektedir.

    Ayrıca şu ifadeleri de eklemektedir: “Bu durum, şayet biz obeziteyi başarılı bir şekilde tedavi edebilirsek, bununla ilişkili hastalıkların çoğunu ortadan kaldırabileceğimizi gösterir.”

    Tıbbi destek için durumu güçlendirmek

    Birlikte gönderilen yorum mektubunda, diğer uzmanlar obezitenin bir hastalık olarak sınıflandırılmasına karşı argümanları vurgulamakta, ancak sonunda, böyle bir kararın lehine olan argümanların onlardan daha ağır basacağı sonucuna varmaktadırlar.

    Bu doktorlar, obezitenin bir hastalık olarak sınıflandırılmaması gerektiğini, çünkü “esasen bir hastalıktan ziyade diğer koşullar için bir risk faktörü” olarak yorumlanabileceğini ifade etmektedirler. Ayrıca, durumu “tıbbileştirerek” böyle bir hareket, nüfusun önemli bir bölümünün “hasta” olduğunu etkili bir şekilde beyan etmektedir.

    Ayrıca ilaçlara ve ameliyatlara artan bir güven endişesi uyandırdığını ve temel sosyal ve ticari nedenleri ele alan halk sağlığı tedbirleri yoluyla obezite ile mücadele konusundaki vurguyu azaltabileceğini belirtmektedirler.

    Obezitenin hastalık olarak tanımlanmasına karşı çıkan hekimler; diğer yandan, obeziteyi bir hastalık olarak tanımlamanın, kişilerin tıbbi desteğe erişmesine yardımcı olmanın yanı sıra, kilo almanın sosyal, çevresel ve sistemik nedenleriyle başa çıkma çağrısını güçlendirdiğini söylemektedirler.

    Böyle bir hareket aynı zamanda obezite ile bazı kişileri etkileyen içselleşmiş damgayı azaltabilir. Bu durumu kimin suçlayacağına ilişkin kamuoyu görüşünü değiştirebilir. Obezite için tıbbi masrafların nasıl karşılanacağı yönündeki tutumu da değiştirebilir. Örneğin, bazı ülkelerde, sigorta planları, hastalık olarak sınıflandırılmayan koşullar için ödeme yapmaz.

    Bütün bu durumlar doğrulusunda uzmanlar şu sonuca varıyor:

    “Obezitenin bir hastalık olarak tanınması, aşırı tıbbı geliştirme potansiyeline sahip olsa da, aynı zamanda tedavi erişimini ve sonuçlarını iyileştirme potansiyeline de sahiptir. Popülasyonun maruz kaldığı çevrenin obezojenliğini azaltmaya yönelik önlemleri güçlendirebilir.”

    Bu tartışmalar eşliğinde bizler de Obezite.com ekibi olarak, sonrasında ortaya çıkaracağı ölümcül hastalıklar dolayısıyla obezite bir hastalık mı sorusuna, evet obezite bir hastalıktır diyoruz.

    Obezitenin bir hastalık olarak kabul edilmesi, ona bağlı ortaya çıkabilecek diğer hastalıklara karşı daha erken önlem alınabilmesi adına önemli bir adım olacaktır. Bu da kişinin bu hastalığa karşı olan tedavi arayışını hızlandıracaktır.

    Obezite hastalığı tedavisinde; uygulanabilir, sürdürülebilir, doğal ve vücut bütünlüğünün korunduğu seçenekleri değerlendirmenizi tavsiye ederiz.

    Kaynak:

    http://www.medicalnewstoday.com/articles/317442.php

    Obezite ile alakalı diğer yazımıza da bakabilirsiniz.

    Obezite Nedir?